son dönemde fırsat buldukça akşamları çay çekirdek dizi üçlemesi yapıyorum. son seyrettiğim manifest adlı biraz lost'u andıran gizem dizisi oldu. izlemeyenlere tavsiye ederim.
yazarlardan da yeni dizi tavsiyesi beklerim.
'uysal, asil, güzel' anlamına gelen; hem sivas'ın bir ilçesi, hem bir marka, hem de bir şarkıcı ismi olan kelime. ayrıca 'zar' kelimesinin sonuna 'a' yönelme eki getirilerek oluşturulmuş kelime (demeyeceğim( çünkü çok kötü bir espri olacaktır. zara apazarlamasyon ekibinde çalışıyormuş gibi konuşulacak olursa 'kadın ve erkek giyiminde öncü, onbinlerce ürünüyle her zevke ve giyim tarzına hitap eden kaliteli bir mağaza' olarak tanım yapılabilir. tabii ki zara'nın yurt dışındaki mağazalarında ürünlerin çok ucuz olduğunu, türkiye mağazalarında pahalı fiyatlarla müşterilerin kazıklandığını ifade edenler yok değildir. bir de sepetini îtinayla doldurmuş indirimden yararlanmayı beklerken tam sona geldiğiniz anda hepsinin tükendiğini görme ihtimalinizin yüksek olduğu, -daha doğrusu ihtimal değil, birçok kişinin başından böyle bir şeyin geçtiği- bir özelliğe sahip zara; şebnem ferah'ın şarkısından esinlenmiş olmalıdır. 'tam zevkine varmışken birden yere düştün mü sen?' olayını yaşatmayı amaçlayan zara'nın bu tutumunu anlamak zordur. bu vesileyle her dakika ekonomiden dert yanan insanların, indirim'in i'sini duyunca alışveriş sitelerine saldırmasının nasıl bir çelişki olduğunu da tekrar sorgulamak gerekir. yine de özellikle parfüm konusunda önerilen zara, aslına bakılırsa kaliteli ürünlere değil, böyle biraz daha kıyıda köşede kalmış, rağbet görmeyen ürünlere indirim yapmaktadır. (bu, deneyenlerin yorumudur. subjektiflik içerir.)
Merhaba, bugün açılan o 'duy sesimi' başlığıyla gaza gelerek ben de size okuyunca 'vay anasını daha neler? filmler gerçek olabiliyormuş' demek ki diyeceğiniz bir şey anlatmak istedim. bunlara ilk başta inanmak istemeyebilirsiniz, ama emin olun ki eksiği var fazlası yok diyebilirim. hani okurken 'tamam ya daha kötü ne olabilir ki? burada bitiyor' herhalde diyebilirsiniz fakat öyle olmayacak. son durak filmi vardı ya, onun gibi. sıra sıra geliyor felâketler. bir insan en korkunç ne yaşayabilir? sorusunun cevabını öğrenmeye hazırsanız başlayın. değilseniz hazır olunca gelin.
bundan birkaç yıl önce... üniversiteyi kazanmıştım. bolu'ya gidecektim. hayatımda ilk kez şehir dışına çıkacağım için ayrı; üniversiteli olacağım için ayrı heyecanlıydım.
neyse burayı kısa keseyim. her şeyimi hazırladım, ailemle ve çevremle vedalaştım, içim içime sığmıyordu. o gün gelip çattı, otogardan hareket eden otobüse binip bolu'nun yolunu tuttum.
yurda alışmam fazla uzun sürmedi. ilk birkaç hafta her şey yolundaydı. oda arkadaşlarımla da hemen anlaşmaya başlamıştım.
nasıl geçtiğini anlamadan bahar dönemi oldu. güz dönemindeki derslerim fena sayılmazdı. hatta biraz inek bir öğrenci gibiydim. bahar döneminde birkaç arkadaşımla beraber ayrı eve çıkmaya karar verdik. çıktık da, ayrı ev bizi sarmıştı. böyle daha eğlenceliydi, akşamları evde kız kıza uzun uzun sohbet ediyor; farklı bölümlerde okusak da derslere birbirimizi motive ediyorduk.
neyse bir gün ev arkadaşlarımdan selin isimli bir kız 'bu akşam kafamı dağıtmak için bara gideceğim, gelmek ister misin?' dedi.
başta biraz afalladım. zaten böyle şeylere karşı mesafeli bir ailede büyüdüğüm için ben de öyleydim. kibarca reddetmeye hazırlanırken 'ya lütfen beni kırma, yalnız gitmek istemiyorum. birkaç kişiye daha sordum ama işleri varmış, gelemeyeceklermiş. seni kendime yakın hissettiğim için sana da söylemek istedim. içki içmeyiz merak etme, sadece biraz kendi başımıza dans edip geri döneriz. istersen sen bir şey yapmak zorunda değilsin' dedi.
fakat ikna olmadım. içimde bir sıkıntı vardı. 'kusura bakma lütfen yanlış anlama fakat benim de işim var, bahar döneminin ilk sınavları yaklaşıyor.' dedim. daha fazla bahane uydurmama izin vermedi ve;
'tamam bara gitmeyelim, sinemaya gidip yemek yiyelim olmaz mı? amaç kafa dağıtmak, bar falan saçma oldu özür dilerim.' dedi.
ısrarlarına dayanamadım ve 'alt tarafı sinema ve yemek, ne zararı olabilir ki?' diye düşünüp kabul ettim.
o hafta vizyondaki filmlere bakıp yurdun yakınındaki bir avm'de yer alan sinema salonunda yerimizi ayırdık. internetten biletimizi aldık.
akşam oldu, biz beraber evden çıktık. sinemada beni büyük bir sürprizin beklediğinden habersizdim.
sinemaya gittik, film bitti. çıkışta bir hamburger yeyip dönecektik güyâ. ama çıktığımızda bizi iki adamın beklediğini gördük.
tüm tezgâhı kuranın selin olduğunu sonradan öğrenecektim.
selin adamları görünce hiç şaşırmadı, onları bekliyor gibiydi. ben tabii ki şok olmuştum. 'selin bunlar kim?' demeye kalmadan selin; 'yaa ne tesadüf sizinle burada karşılaşmak, biz de yemek yemeye gidecektik, gelsenize' dedi. anlayacağınız safa yattı.
benim içime bir kurt düştü ve acayip gerildim. 'nereden geldim ben buraya' diye kendi kendime kızarken eve gidince selin'e nasıl posta koyacağımın hayalini kuruyordum.
bu kadar strese girmemin sebebi sanırım biraz da izlediğimiz korku filminin etkisinden kaynaklanıyordu. bir kadına âşık olan bir seri katilin hikâyesini izlemiştik. adam kadın için gözünü kırpmadan birilerini öldürüyor ve bunu aşk için yapıyordu. neyse zaten dediğim gibi mütedeyyin bir ailede büyümüştüm ve lise ortamında da erkeklerle samimi olan biri değildim. geldiğimden beri üniversitede de aynı tutumumu sürdürüyordum.
beraber bir şeyler yedik. tam kalkacakken selin adamlardan birine kaş-göz yaptı. o an içimdeki korku iyice belirginleşti ve artık bu aptal kızın bir şeyler karıştırdığından emin oldum!
adam ve selin bir anda kalktılar. öteki adamla ben masada oturuyorduk. 'nereye selin?' demeye kalmadan selin, 'tatlım biz sigara içip hemen geliyoruz' dedi. ben tam kalkmıştım ki selin 'dur ya nereye kalkıyorsun 5 dakika içinde geliyoruz beraber gideriz eve tek başıma mı geleyim bu karanlıkta?' dedi ve çantasını bıraktı.
ben de mecbur oturdum. onlar gitti, aradan 5 dakika geçti ve selin gelmedi. onu aradım, telefonu kapalıydı. ben renk vermemeye çalıştım ve 'kalkayım ben, size iyi akşamlar' diye bir şeyler gevelerken adam kolumdan tuttu.
'sanırım bizim gelmemizden rahatsız oldunuz. ama inanın burada olduğunuzdan haberimiz yoktu. tamamen tesadüf, size sıkıntı verdiysek hem kendi adıma hem de arkadaşımın adına özür dilerim' dedi. bu sözler karşısında gereksiz panik yapıyormuşum gibi bir hisse kapıldım. adam, 'isterseniz size bir taksi çağırayım' dedi. 'yok ben bulurum teşekkürler' dedim ve selin'in çantasını da alıp kalktım. kısa bir bekleyişten sonra bir taksi geldi, bindim ve adama yolu tarif etmeye başladım.
giderken arkadaki bir arabanın bizi takip ettiğini fark ettim! her taraf karanlıktı, taksi benim tarif ettiğimden başka bir yola sapmıştı. inanılmaz korktum ve bağırmaya başladım. kapıları kilitlemişti, 'aç şu kapıyı' diyee çığlık atıyordum fakat umursamıyordu. 'siz kimsiniz, benden ne istiyorsunuz!' diye bağırıyordum ve olayların nasıl buraya geldiğine anlam veremiyor, delirecek gibi oluyordum.
sanki bir kâbustaydım ve biri beni cimcikleyecek, uyanacaktım.
taksici 'oğuz bey'in talimatı' dedi. adamın adı oğuz'muş, o an neler hissettiğimi anlatamam. yazarken bile tüylerim diken diken oluyor.
meğerse her şey planlanmıştı. o taksiciye varana kadar ayarlanmıştı. selin bunu neden yapmış olabilirdi?
taksici ıssız bir yerde durdu, o araba da durdu. ben kapı açılır açılmaz hızla koşarak kaçmayı planlarken araba dibimize kadar geldi ve taksici kapıyı açtı. o adam arabadan inmemi söyledi, inmediğimi görünce bağırdı ve ben ağlayarak arabadan indim.
adam yürümemi söyledi, 'burada hiçbir yere kaçamazsın, istediğin kadar bağırabilirsin' dedi. onu takip ederek bahçeli bir eve geldik. adam kapıyı açtı ve içeri girmemi söyledi. 'benden ne istiyorsun, neden bunları yapıyorsun sen kimsin?' dedim. adam da bana; 'bunu öğrenmen neyi değiştirecek? ben selin'in hayatını bana borçlu olduğu kişiyim.' dedi. selin'in üvey abisi kumar batağında iken bu adam ona para vererek bütün borçlarını kapatmış ve karşılığında selin'le birlikte olmayı istemiş. üvey abisi de bunu kabul etmiş ve adam selin'e tecavüz etmiş. sonra selin'in peşini bir daha bırakmamış ve kaç defa kendisine zorla bu işi yapmış. bir süre önce de selin'den kendisine yeni kızlar ayarlamasını istemiş. selin de birkaç arkadaşının ve benim resmimi göstermiş. adam beni seçmiş ve selin de çaresiz bu planı uygulamak zorunda kalmış. yoksa adam selin'i seni öldürürüm diye tehdit ediyormuş.
bu kadar iğrençliğe gözleriniz dayanamadı ve mideniz kaldırmadı değil mi? mesela yani desem umarım beni linç etmezsiniz. gerçi bu ülkede kendi öz kardeşini hamile bırakan, kendi öz kızına, halasına ve annesine şehvet duyan domuzdan aşağı mahlukların haberlerini dinleyince böyle bir hikâyenin gerçek olma ihtimali çok da uzak değildir.
hatta belki izleyenler izlemiştir; meşhur n. hatipoğlu'nun programında biri canlı yayına bağlanıp halasıyla ilişki yaşadığını itiraf etmişti.
neyse; diyeceğim o ki bir iç hesaplaşma yapmak gerekmez midir? sizin dolandırıcılara, tecavüzcülere, katillere, halkın malını çalan hırsızlara, halkın umutlarını çalan yolsuzlara söylemek istedikleriniz neler?
siz bu kategoriye dâhil olan veya burada yazmadığım insan müsvetteleriyle karşılaştınız mı? neler yaşadınız, ne oldu ne bitti?
anlatın da öğrenelim.
bundan birkaç yıl önce... üniversiteyi kazanmıştım. bolu'ya gidecektim. hayatımda ilk kez şehir dışına çıkacağım için ayrı; üniversiteli olacağım için ayrı heyecanlıydım.
neyse burayı kısa keseyim. her şeyimi hazırladım, ailemle ve çevremle vedalaştım, içim içime sığmıyordu. o gün gelip çattı, otogardan hareket eden otobüse binip bolu'nun yolunu tuttum.
yurda alışmam fazla uzun sürmedi. ilk birkaç hafta her şey yolundaydı. oda arkadaşlarımla da hemen anlaşmaya başlamıştım.
nasıl geçtiğini anlamadan bahar dönemi oldu. güz dönemindeki derslerim fena sayılmazdı. hatta biraz inek bir öğrenci gibiydim. bahar döneminde birkaç arkadaşımla beraber ayrı eve çıkmaya karar verdik. çıktık da, ayrı ev bizi sarmıştı. böyle daha eğlenceliydi, akşamları evde kız kıza uzun uzun sohbet ediyor; farklı bölümlerde okusak da derslere birbirimizi motive ediyorduk.
neyse bir gün ev arkadaşlarımdan selin isimli bir kız 'bu akşam kafamı dağıtmak için bara gideceğim, gelmek ister misin?' dedi.
başta biraz afalladım. zaten böyle şeylere karşı mesafeli bir ailede büyüdüğüm için ben de öyleydim. kibarca reddetmeye hazırlanırken 'ya lütfen beni kırma, yalnız gitmek istemiyorum. birkaç kişiye daha sordum ama işleri varmış, gelemeyeceklermiş. seni kendime yakın hissettiğim için sana da söylemek istedim. içki içmeyiz merak etme, sadece biraz kendi başımıza dans edip geri döneriz. istersen sen bir şey yapmak zorunda değilsin' dedi.
fakat ikna olmadım. içimde bir sıkıntı vardı. 'kusura bakma lütfen yanlış anlama fakat benim de işim var, bahar döneminin ilk sınavları yaklaşıyor.' dedim. daha fazla bahane uydurmama izin vermedi ve;
'tamam bara gitmeyelim, sinemaya gidip yemek yiyelim olmaz mı? amaç kafa dağıtmak, bar falan saçma oldu özür dilerim.' dedi.
ısrarlarına dayanamadım ve 'alt tarafı sinema ve yemek, ne zararı olabilir ki?' diye düşünüp kabul ettim.
o hafta vizyondaki filmlere bakıp yurdun yakınındaki bir avm'de yer alan sinema salonunda yerimizi ayırdık. internetten biletimizi aldık.
akşam oldu, biz beraber evden çıktık. sinemada beni büyük bir sürprizin beklediğinden habersizdim.
sinemaya gittik, film bitti. çıkışta bir hamburger yeyip dönecektik güyâ. ama çıktığımızda bizi iki adamın beklediğini gördük.
tüm tezgâhı kuranın selin olduğunu sonradan öğrenecektim.
selin adamları görünce hiç şaşırmadı, onları bekliyor gibiydi. ben tabii ki şok olmuştum. 'selin bunlar kim?' demeye kalmadan selin; 'yaa ne tesadüf sizinle burada karşılaşmak, biz de yemek yemeye gidecektik, gelsenize' dedi. anlayacağınız safa yattı.
benim içime bir kurt düştü ve acayip gerildim. 'nereden geldim ben buraya' diye kendi kendime kızarken eve gidince selin'e nasıl posta koyacağımın hayalini kuruyordum.
bu kadar strese girmemin sebebi sanırım biraz da izlediğimiz korku filminin etkisinden kaynaklanıyordu. bir kadına âşık olan bir seri katilin hikâyesini izlemiştik. adam kadın için gözünü kırpmadan birilerini öldürüyor ve bunu aşk için yapıyordu. neyse zaten dediğim gibi mütedeyyin bir ailede büyümüştüm ve lise ortamında da erkeklerle samimi olan biri değildim. geldiğimden beri üniversitede de aynı tutumumu sürdürüyordum.
beraber bir şeyler yedik. tam kalkacakken selin adamlardan birine kaş-göz yaptı. o an içimdeki korku iyice belirginleşti ve artık bu aptal kızın bir şeyler karıştırdığından emin oldum!
adam ve selin bir anda kalktılar. öteki adamla ben masada oturuyorduk. 'nereye selin?' demeye kalmadan selin, 'tatlım biz sigara içip hemen geliyoruz' dedi. ben tam kalkmıştım ki selin 'dur ya nereye kalkıyorsun 5 dakika içinde geliyoruz beraber gideriz eve tek başıma mı geleyim bu karanlıkta?' dedi ve çantasını bıraktı.
ben de mecbur oturdum. onlar gitti, aradan 5 dakika geçti ve selin gelmedi. onu aradım, telefonu kapalıydı. ben renk vermemeye çalıştım ve 'kalkayım ben, size iyi akşamlar' diye bir şeyler gevelerken adam kolumdan tuttu.
'sanırım bizim gelmemizden rahatsız oldunuz. ama inanın burada olduğunuzdan haberimiz yoktu. tamamen tesadüf, size sıkıntı verdiysek hem kendi adıma hem de arkadaşımın adına özür dilerim' dedi. bu sözler karşısında gereksiz panik yapıyormuşum gibi bir hisse kapıldım. adam, 'isterseniz size bir taksi çağırayım' dedi. 'yok ben bulurum teşekkürler' dedim ve selin'in çantasını da alıp kalktım. kısa bir bekleyişten sonra bir taksi geldi, bindim ve adama yolu tarif etmeye başladım.
giderken arkadaki bir arabanın bizi takip ettiğini fark ettim! her taraf karanlıktı, taksi benim tarif ettiğimden başka bir yola sapmıştı. inanılmaz korktum ve bağırmaya başladım. kapıları kilitlemişti, 'aç şu kapıyı' diyee çığlık atıyordum fakat umursamıyordu. 'siz kimsiniz, benden ne istiyorsunuz!' diye bağırıyordum ve olayların nasıl buraya geldiğine anlam veremiyor, delirecek gibi oluyordum.
sanki bir kâbustaydım ve biri beni cimcikleyecek, uyanacaktım.
taksici 'oğuz bey'in talimatı' dedi. adamın adı oğuz'muş, o an neler hissettiğimi anlatamam. yazarken bile tüylerim diken diken oluyor.
meğerse her şey planlanmıştı. o taksiciye varana kadar ayarlanmıştı. selin bunu neden yapmış olabilirdi?
taksici ıssız bir yerde durdu, o araba da durdu. ben kapı açılır açılmaz hızla koşarak kaçmayı planlarken araba dibimize kadar geldi ve taksici kapıyı açtı. o adam arabadan inmemi söyledi, inmediğimi görünce bağırdı ve ben ağlayarak arabadan indim.
adam yürümemi söyledi, 'burada hiçbir yere kaçamazsın, istediğin kadar bağırabilirsin' dedi. onu takip ederek bahçeli bir eve geldik. adam kapıyı açtı ve içeri girmemi söyledi. 'benden ne istiyorsun, neden bunları yapıyorsun sen kimsin?' dedim. adam da bana; 'bunu öğrenmen neyi değiştirecek? ben selin'in hayatını bana borçlu olduğu kişiyim.' dedi. selin'in üvey abisi kumar batağında iken bu adam ona para vererek bütün borçlarını kapatmış ve karşılığında selin'le birlikte olmayı istemiş. üvey abisi de bunu kabul etmiş ve adam selin'e tecavüz etmiş. sonra selin'in peşini bir daha bırakmamış ve kaç defa kendisine zorla bu işi yapmış. bir süre önce de selin'den kendisine yeni kızlar ayarlamasını istemiş. selin de birkaç arkadaşının ve benim resmimi göstermiş. adam beni seçmiş ve selin de çaresiz bu planı uygulamak zorunda kalmış. yoksa adam selin'i seni öldürürüm diye tehdit ediyormuş.
bu kadar iğrençliğe gözleriniz dayanamadı ve mideniz kaldırmadı değil mi? mesela yani desem umarım beni linç etmezsiniz. gerçi bu ülkede kendi öz kardeşini hamile bırakan, kendi öz kızına, halasına ve annesine şehvet duyan domuzdan aşağı mahlukların haberlerini dinleyince böyle bir hikâyenin gerçek olma ihtimali çok da uzak değildir.
hatta belki izleyenler izlemiştir; meşhur n. hatipoğlu'nun programında biri canlı yayına bağlanıp halasıyla ilişki yaşadığını itiraf etmişti.
neyse; diyeceğim o ki bir iç hesaplaşma yapmak gerekmez midir? sizin dolandırıcılara, tecavüzcülere, katillere, halkın malını çalan hırsızlara, halkın umutlarını çalan yolsuzlara söylemek istedikleriniz neler?
siz bu kategoriye dâhil olan veya burada yazmadığım insan müsvetteleriyle karşılaştınız mı? neler yaşadınız, ne oldu ne bitti?
anlatın da öğrenelim.
Pandemiden mıdır nedendir bilinmez ama ben artık hava almayı özledim sanırım. Hele hele aklıma Ege düştüyse bir başka. İnsan bir sahil kasabası havası almak istiyor. Tabiki öncelikle şu lanet hastalıktan sıyrılmak istiyoruz ama gezme tozmada özlenmedi değil hani.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde halk, Cumhurbaşkanı seçimi için sandık başına geçti. 7'si bağımsız 11 aday yarışıyor.
Bu hafta hepimizin kanını donduran olay Elmalı davası. Malesef 2 kardeş yazdı çizdi ama gene haklı çıkamadı. Bu güzel iki evlat artık devlet koruması altına alındı. Çocuklara bakanlığa bağlı bir kuruluşta sağlıklı ve güvenli bir yaşam alanı sağlanacak neyseki.
Sahanedir sahilimiz. Yarımca Sahil parkı gerçekten ıhlamur kokusunu derinliklerinde hissedebileceğiniz bir ortam. İstanbul'da olsa kapanın elinde kalır vallahi. Git otur saatlerce problem yok trafik yok.
İş yerinde bugün çıkan yemektir. İçinde bezelye, havuç vs aklınıza gelecek her türlü şeyden koymuşlar. Sanırım elde kalan stokta ne varsa tarihi geçmesin diye karıştırım biraz et sote ile harmanlayıp bize yeni bir yemek diye sundular ama emin olamadım. İyi iş ama elde kalan kumanyayı eritiyorlar oh mis valla. Birde adı yeni yemek sözde işçiye jest. Çoğu kişi beğenmedi. Yapacaksan kebap çıkar adana yada urfa da bayram edelim.
hoş geldiniz, bilginizle fikirler ve eleştiriler getirdiniz.
eski defterler ile zamanda yolculuk açılıyor. dün, bugün, yarın ve sonsuza değin el değmemiş konularda deneyim ve düşüncelerinizi açıkça paylaşabildiğimiz kronolojik bilgilik, hayata dair ne varsa aklınızdakilere 7/24 tercüman olacak etik çerçevede bir topluluğuz.
üyemiz olarak, zaman makinesi eski defterler'e siz de özgürce yazılar yazmak ve yönetimine katılmak ister misiniz? iletişim: sozluk@eskidefterler.com / +908503022238

